Özet

15.09.2018 tarihinde yayınlanan TTK’nın 376. maddesinin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar tebliği ile işletmelerin sermaye kaybı veya borca batık olmaları durumunda genel kurulun yapması gereken iş işlemler, alınması gereken tedbirler, sermayenin tamamlanması veya sermayenin artırılması halleri açıklanmıştır. Tebliğin Geçici 1. maddesinde “01.01.2023 tarihine kadar, kanunun 376. maddesi kapsamında sermaye kaybı veya borca batık olma durumuna ilişkin yapılan hesaplamalarda, henüz ifa edilmemiş yabancı para cinsi yükümlülüklerden doğan kur farkı zararları dikkate alınmayabilir.” hükmü ile döviz borcu yükümlülüğüne girilmiş ama henüz ödenmemiş borçlara kur farkı giderlerinin dikkate alınmayabileceği hususu uygulamaya konulmuştur.

24 Haziran seçimlerinin ardından döviz kurlarının yükselmesi, ülkemiz üzerinde oynanan oyunlar hükümeti yeni kararlar almaya ve bazı değişikler yapmaya zorladı. Ülkemiz her ne kadar üretim yapan bir ülke olsa da birçok malı ithal ediyor, üretimini yaptığımız ürünlerin içeriğinde ithal hammadde kullanıyoruz. Bu nedenle sürekli cari açık veriyor, sürekli ithal hammadde almak ve dövizle borçlanmak durumunda kalıyoruz.

İşletmeler gerek hammadde alımları nedeniyle gerekse yeni yatırımlarını finans etmeleri nedeniyle döviz cinsinden borç kullanarak yapabilmekteler. Normal şartlar altında işletmeler döviz borçları sabit yatırım için kullanılmış ise; ilgili yıl döviz kur farklarını sabit yatırımın maliyetine, takip eden yıllar gider hesabına alarak muhasebeleştirmekteler. Döviz borcu hammadde veya mal ise; ilgili yıl döviz farklarını hammadde veya malın maliyetine ve/veya gider hesabına, takip eden yıllarda ise gider hesabına alarak muhasebeleştirmekteler.

Döviz borcunun işletme sermayesine oranının yüksek olması ve bu günlerde yaşadığımız gibi dövizin aşırı değerlenerek, TL’nin değer kaybetmesi durumunda oluşacak kur farkları; gider yazılması durumunda gelir tablosunda zarara neden olacak, sabit yatırımın maliyetine alınması durumunda bilançoda sabit yatırımların tutarı çok yükselecek, kullanılabilir öz kaynakların oranı işletme sermayesine göre azalacaktır. İşletme borçlarını ödeyemez, zarar etmesi nedeniyle hareket edemez hale gelecektir.

Gelir tablosunda meydana gelen zararlar firmaların öz kaynaklarının azalmasına, yani sermaye kaybına neden olacaktır. Sermaye kaybı, özkaynakların yarısının karşılıksız kalması veya özkaynakların üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kalması hali olup, borçlarını ödeyemez hale gelen işletmeler mahkemeden konkordato (diğer bir ifade ile iflas anlaşması) talep etmektedirler. Önümüzdeki günlerde işletmelerin gelir tabloları ve bilançolarının açıklanması ile birlikte bu tür üzücü durumların yaşanmaması için hükümet gerekli tedbirleri şimdiden almaktadır.

Türk Ticaret Kanununun 376. maddesi ile sermayenin kaybı veya borca batık olma hali düzenlenmiş olup, 15.09.2018 tarihinde yayınlanan TTK’nın 376. maddesinin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar tebliği ile işletmelerin sermaye kaybı veya borca batık olmaları durumunda genel kurulun yapması gereken iş işlemler, alınması gereken tedbirler, sermayenin tamamlanması veya sermayenin artırılması halleri açıklanmıştır. Tebliğin Geçici 1. maddesinde “01.01.2023 tarihine kadar, kanunun 376. maddesi kapsamında sermaye kaybı veya borca batık olma durumuna ilişkin yapılan hesaplamalarda, henüz ifa edilmemiş yabancı para cinsi yükümlülüklerden doğan kur farkı zararları dikkate alınmayabilir.” hükmü ile döviz borcu yükümlülüğüne girilmiş ama henüz ödenmemiş borçlara kur farkı giderlerinin dikkate alınmayabileceği hususu uygulamaya konulmuştur.

Özellikle bankalar işletmelerin gelir tablosu ve bilançolarının analizinde sermaye kaybı ve borca batık halin mevcut olup olmadığına bakmakta, eğer böyle bir durum söz konusu ise; kredi vermemekte, verdiği kredi var ise, geri ödemelerinin hızlandırılmasını veya kapatılmasını istemektedir. Bu durum ise, işletmelerin en sıkıntılı günlerinde nakit bulamamalarına ve borca batık olduklarının ilanına sebep olmaktadır.

Önümüzdeki aylardan itibaren işletmelerin gelir tablolarının döviz borçları nedeniyle kur farkı zararlarının etkisi ile zararla sonuçlanması, bazı işletmelerin sermayelerinin yarısının karşılıksız kalması veya üçte ikisinin yitirilmesi halinde bankaların işletmeler üzerinde baskı kurması ve kredi vermemeleri sonucunda yeni borca batık işletmelerin olmaması için 2023 yılına kadar kur farkı zararları dikkate alınmaması uygun görülmüştür.