Özet
Kur farkı giderlerinin yüksekliği nedeniyle bilançoda sermaye kaybına veya borca batık duruma neden olunmaması için, 15.09.2018 tarihinde yayınlanan tebliğin geçici 1. maddesi ile “01.01.2023 tarihine kadar, kanunun 376. maddesi kapsamında sermaye kaybı veya borca batık olma durumuna ilişkin yapılan hesaplamalarda, henüz ifa edilmemiş yabancı para cinsi yükümlülüklerden doğan kur farkı zararları dikkate alınmayabilir” hükmü dikkate alınarak şirketlerin 2023 yılına kadar döviz kur farklarından kaynaklı sermaye kaybı ve borca batık duruma düşmelerinin önüne geçilmesi gerekmektedir.

I. GİRİŞ
15.09.2018 tarih ve 30536 sayılı Resmi Gazetede Ticaret Bakanlığınca yayınlanan “6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 376. maddesinin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar hakkında tebliğ” ile Türk Ticaret Kanununun 376. maddesinin uygulanmasına yönelik açıklamalar yapılmıştır.
İlgi tebliğ ile sermaye kaybı halinde genel kurulun toplantıya çağrılması ve genel kurul ile yönetim kurulunun vazifeleri açıklanmış, sermayenin tamamlanması, sermayenin azaltılması veya sermayenin artırılması hallerinin genel kurulca gerekli tedbirlerden birini alması gerektiği, bu tedbirlerin alınmaması halinde ise şirketin kendiliğinden sona ermesi ve tasfiyesi işlemleri Türk Ticaret Kanunun ilgili maddelerince yerine getirileceği belirtilmiştir.
II. TÜRK TİCARET KANUNUNUN İLGİ MADDESİ
Türk Ticaret Kanununun 376. maddesinde sermayenin kaybı, borca batık olma durumu düzenlenmiş olup, Çağrı ve bildirim yükümü başlıklı maddenin 1. fıkrasında “Son yıllık bilançodan, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının yarısının zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşılırsa, yönetim kurulu, genel kurulu hemen toplantıya çağırır ve bu genel kurula uygun gördüğü iyileştirici önlemleri sunar.” ifadesi ile yönetim kurulunun genel kurulu toplantıya çağırması esası düzenlenmiştir.
TTK 376. maddesinin 2. fıkrasında “Son yıllık bilançoya göre, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşıldığı takdirde, derhal toplantıya çağrılan genel kurul, sermayenin üçte biri ile yetinme veya sermayenin tamamlanmasına karar vermediği takdirde şirket kendiliğinden sona erer.” denilerek genel kurulun alması gereken karar veya karar almaması halinde şirketin kendiliğinden sona ereceği düzenlenmiştir.
TTK 376. maddesinin 3. fıkrasında ise “Şirketin borca batık durumda bulunduğu şüphesini uyandıran işaretler varsa, yönetim kurulu, aktiflerin hem işletmenin devamlılığı esasına göre hem de muhtemel satış fiyatları üzerinden bir ara bilanço çıkartır. Bu bilançodan aktiflerin, şirket alacaklılarının alacaklarını karşılamaya yetmediğinin anlaşılması halinde, yönetim kurulu, bu durumu şirket merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesine bildirir ve şirketin iflasını ister. Meğer ki, iflas kararının verilmesinden önce, şirketin açığını karşılayacak ve borca batık durumunu ortadan kaldıracak tutardaki şirket borçlarının alacaklıları, alacaklarının sırasının diğer tüm alacaklıların sırasından sonraki sıraya konulmasını yazılı olarak kabul etmiş ve bu beyanın veya sözleşmenin yerindeliği, gerçekliği ve geçerliliği, yönetim kurulu tarafından iflas isteminin bildirileceği mahkemece atanan bilirkişilerce doğrulanmış olsun. Aksi halde mahkemeye bilirkişi incelemesi için yapılmış başvuru, iflas bildirimi olarak kabul olunur.” açıklaması ile yönetim kurulunun borca batık olma durumunda ara bilanço çıkarması gerektiği ve asliye ticaret mahkemesine bildirimde bulunması gerektiği belirtilmiştir.
TTK, şirketlerin tüzel kişiliğine ilişkin hükümler içermekte olup, tüzel kişiliğin doğumu ile birlikte devamı ve sona ermesi halleri kanunun ilgili maddelerine göre vuku bulmaktadır. Bu nedenle TTK, şirketlerin sermaye kaybı veya borca batık olma durumlarında nasıl hareket etmeleri gerektiğini açıklamış, ilgili hükümleri uygulamayan şirketlerin kendiliğinden sona ereceği gibi tüzel kişilik için hayati öneme sahip hükümleri içermektedir.
III. TTK’NIN 376. MADDESİNE İLİŞKİN UYGULAMA TEBLİĞİ
15.09.2018 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 376. maddesinin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar hakkında tebliğin Sermaye Kaybı başlıklı bölümünde genel kurulun toplantıya çağrılması hususu açıklanmış olup, 5. madde metninde “(1) Son yıllık bilançodan, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının en az yarısının ya da üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşıldığı takdirde yönetim organı, genel kurulu hemen toplantıya çağırır. Genel kurulun gündem maddeleri arasında, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının karşılıksız kaldığı belirtilir.
(2) Sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının en az yarısının ya da üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı durumlarda farklı bir gündem ile toplantıya çağrılmış olsa dahi bu husus genel kurulda görüşülür.” denilerek yönetim kurulunun genel kurulu toplantıya çağırması esası açıklanmış, toplantıda genel kurulca sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının en az yarısının ya da üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı durumunun görüşülmesi hususu açıklanmıştır.
Sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının en az yarısının karşılıksız kalması halinde genel kurul başlıklı 6. maddesinde “(1) Sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının en az yarısının karşılıksız kalması halinde yönetim organı, bu genel kurula uygun gördüğü iyileştirici önlemleri sunar.
(2) Yönetim organı, son bilançoyu genel kurula sunarak şirketin finansal yönden bulunduğu durumu bütün açıklığıyla ve her ortağın anlayabileceği şekilde anlatır. Bu hususta genel kurula rapor da sunulabilir.
(3) Yönetim organı, şirketin mali durumundaki kötüleşmeyi ortadan kaldırmak veya en azından etkilerini hafifletmek amacıyla, uygun gördüğü sermayenin tamamlanması, sermaye artırımı, bazı üretim birimlerinin veya bölümlerinin kapatılması ya da küçültülmesi, iştiraklerin satışı, pazarlama sisteminin değiştirilmesi gibi iyileştirici önlemleri alternatifli ve karşılaştırmalı olarak aynı genel kurula sunar ve açıklar.
(4) Genel kurul, sunulan iyileştirici önlemleri aynen kabul edebileceği gibi değiştirerek de kabul edebilir ya da sunulan önlemler dışında başka bir önlemin uygulanmasına karar verebilir.” açıklaması ile yönetim kurulunun son bilançoyu genel kurula sunması, şirketin finansal yönden bulunduğu durumu rapor edebileceği, şirketin mali durumundaki kötüleşmeyi ortadan kaldırmak amacıyla sermayenin tamamlanması, sermaye artırımı veya sermayenin azaltılması yollarını genel kurula sunarak genel kurulun karar almasına yardımcı olabileceği hususu açıklanmıştır.
Sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının en az üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kalması halinde genel kurul başlıklı 7. maddesinde “(1) Sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının en az üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kalması halinde, toplantıya çağrılan genel kurul;
a) Sermayenin üçte biri ile yetinilmesine ve Kanunun 473 ilâ 475 inci maddelerine göre sermaye azaltımı yapılmasına,
b) Sermayenin tamamlanmasına,
c) Sermayenin artırılmasına,
karar verebilir.” denilmek suretiyle Sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının en az üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kalması halinde genel kurulca sermaye azaltımı, sermaye artırımı veya sermayenin tamamlanmasına karar verilebileceği hususu açıklanmıştır.
Genel kurulun gerekli tedbirlerden birini almaması başlıklı 11. maddesinde “(1) Sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kalması halinde genel kurulun, 7 nci maddede belirtilen tedbirlerden birine karar vermemesi halinde şirket kendiliğinden sona erer. Bu şekilde sona eren şirketin tasfiye işlemleri, Kanunun 536 ncı ve devamı maddelerine göre yürütülür.” ifadesi ile 7. maddede belirtilen tedbirlerden birine karar verilmemesi halinde şirketin kendiliğinden sona ereceği açıklanmıştır.
Sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının tamamının karşılıksız kalması Borca batık olma durumu başlıklı 12. maddesinde “(1) Borca batık olma durumu, şirketin aktiflerinin borçlarını karşılayamaması halidir.
(2) Borca batık durumda olmanın işaretleri, yıllık ve ara dönem finansal tablolardan, denetime tabi şirketlerde denetim raporlarından, erken teşhis komitesinin raporlarından, yönetim organının belirlemelerinden ortaya çıkabilir.
(3) Şirketin borca batık durumda bulunduğu şüphesini uyandıran işaretler varsa, yönetim organı, aktiflerin hem işletmenin devamlılığı esasına göre hem de muhtemel satış fiyatları üzerinden bir ara bilanço çıkartır.
(4) Yönetim organı, hem işletmenin devamlılığı esasına hem de aktiflerin muhtemel satış değerlerine göre çıkarılan ara bilânço üzerinden aktiflerin şirket alacaklarını karşılamaya yetmediğine karar vermesi ve 7 nci maddede belirtilen tedbirleri almaması halinde şirketin iflası için mahkemeye başvurur.” denilmek suretiyle borca batık olma durumu açıklanmış, borca batık olma durumunun nasıl tespit edileceği belirtilmiş, yönetim organının nasıl hareket edeceği izah edilmiştir.
Sermayenin kaybı veya borca batık olma durumlarında birleşmeye katılma başlıklı 14. maddesinde “(1) Sermaye kaybı veya borca batık durumda olan bir şirket, kaybolan sermayeyi karşılayabilecek tutarda serbestçe tasarruf edilebilen özvarlığa sahip bulunan bir şirket ile birleşebilir.
(2) Birleşmeye taraf olan bir şirketin, sermayesiyle kanuni yedek akçeleri kaybolmuş veya borca batık durumda olması halinde; birleşmeye taraf olan diğer şirketin kaybolan sermayeyi veya borca batıklık durumunu karşılayacak miktarda serbestçe tasarruf edebileceği özvarlığa sahip bulunduğu ve buna ilişkin tutarların, hesap şekli de gösterilerek doğrulandığı veya belirtilen durumların mevcut olmadığının doğrulandığı yeminli mali müşavir veya serbest muhasebeci mali müşavir raporu ile ortaya konulur. Devrolunan şirketlerin denetime tabi olması halinde bu rapor, denetime tabi şirketin denetçisi tarafından da hazırlanabilir.” ifadesi ile borca batık durumda olan şirketin başka bir şirket ile birleşebileceği, bu birleşmeye ilişkin şartların neler olduğu hususu açıklanmıştır.
Tebliğin Geçici 1.maddesinde “(1) 1.1.2023 tarihine kadar, Kanunun 376 ncı maddesi kapsamında sermaye kaybı veya borca batık olma durumuna ilişkin yapılan hesaplamalarda, henüz ifa edilmemiş yabancı para cinsi yükümlülüklerden doğan kur farkı zararları dikkate alınmayabilir.” denilmek suretiyle şirketlerin sermaye kaybı veya borca batık olma durumuna ilişkin yapılan hesaplamalarda, henüz ifa edilmemiş yabancı para cinsi yükümlülüklerden doğan kur farkı zararlarının dikkate alınmayabileceği açıklanmıştır.
Temmuz ve Ağustos aylarında döviz kurlarının aşırı değerlenmesi ile birlikte yılsonu itibariyle bilançolarda yaşanabilecek teknik sorunları gören hükümet bu düzenleme ile şirketlerin sermaye kaybı ve borca batık olma durumlarına çare olmayı amaçlamıştır.
VI. VERGİ USUL KANUNU AÇISINDAN KUR FARKI DEĞERLEMESİ
VUK’un 258. maddesinde belirtildiği üzere “Değerleme, vergi matrahlarının hesaplanmasıyla ilgili iktisadi kıymetlerin takdir ve tespitidir.” şeklinde tanımlanmıştır. Değerlemenin tanımının ardından VUK 259. maddesinde ise “Değerlemede, iktisadi kıymetlerin vergi kanunlarında gösterilen gün ve zamanda haiz oldukları kıymetler esas tutulur” denilmek suretiyle değerleme gününün tanımı yapılmıştır. Değerlemede Esas başlıklı VUK 260. maddesinde “Değerlemede, iktisadi kıymetlerden her biri tek başına nazara alınır. Teamülen aynı cinsten sayılan malları ve düşük kıymetli müteferrik eşyayı toplu olarak değerlemek caizdir.” ifadesi ile değerlemede iktisadi kıymetlerin her biri tek başına dikkate alınarak aynı cinsten sayılan malları ve düşük kıymetli müteferrik eşyayı toplu olarak değerlemenin caiz olduğu belirtilmiştir. VUK 261. maddesinde değerlemenin ölçülerinden bahsedilmiş ve devam maddelerinde değerleme ölçüleri sırasıyla açıklanmıştır.
Vergi Usul Kanununa göre değerleme, iktisadi kıymetlerin vergi kanunlarında gösterilen gün ve zamanlarda (dönem sonlarında) haiz oldukları kıymetler esas alınarak değerlenir. Vergi Usul Kanununun 280’inci maddesine göre ise; “Yabancı paralar borsa rayici ile değerlenir. Borsa rayicinin takarrüründe muvazaa olduğu anlaşılırsa bu rayiç yerine alış bedeli esas alınır. Yabancı paranın borsada rayici yoksa, değerlemeye uygulanacak kur Maliye Bakanlığınca tesbit olunur. Bu madde hükmü yabancı para ile olan senetli veya senetsiz alacaklar ve borçlar hakkında da caridir. Bunlardan vadesi gelmemiş senede bağlı alacak ve borçlar, bu Kanunun 281 ve 285 inci maddeleri uyarınca değerleme günü kıymetine irca edilebilir. Ancak senette faiz oranının yazılı olmadığı durumlarda değerleme gününde geçerli olan Londra Bankalar Arası Faiz Oranı (LİBOR) esas alınır.” açıklaması yapılmıştır.
VUK’un 285. maddesinde Borçlar başlığı altında “Borçlar mukayyet değerleriyle değerlenir. Mevduat veya kredi sözleşmelerine müstenit borçlar değerleme gününe kadar hesaplanacak faizleriyle birlikte dikkate alınır. Vadesi gelmemiş olan senede bağlı borçlar değerleme günü kıymetine irca olunabilir. Bu takdirde senette faiz nispeti açıklanmışsa bu nispet, açıklanmamışsa Cumhuriyet Merkez Bankasının resmi iskonto haddinde bir faiz uygulanır. Banka ve bankerler ile sigorta şirketleri borçlarını, Cumhuriyet Merkez Bankasının resmi iskonto haddi veya muamelelerinde uyguladıkları faiz haddiyle, değerleme günü kıymetine irca ederler. Alacak senetlerini değerleme gününün kıymetine irca eden mükellefler, borç senetlerini de aynı şekilde işleme tabi tutmak zorundadırlar.” açıklaması yapılmıştır.
VUK’un yukarıda bahsedilen maddelerinde yer alan hükümler doğrultusunda vergi mükellefleri; VUK’un 227’nci maddesi uyarınca kur farkı değerlemelerini kur farkı gelir ve giderlerini tevsik ve ispat etmek, kur farkı hesaplama tablosu düzenlemek zorundadır.
Vergi Usul Kanununun 130 ve 380 sıra nolu Genel Tebliğleri ile 217 seri nolu Gelir Vergisi Genel Tebliğine göre; değerleme günü itibariyle Maliye Bakanlığınca kur ilan edilmediği durumlarda T.C. Merkez Bankasınca Resmi Gazetede yayımlanan; efektif cinsinden yabancı paralar için efektif alış kuru (yoksa döviz alış kuru), döviz cinsinden yabancı paralar için ise, döviz alış kuru uygulanır.
Yapılan açıklamalardan anlaşılacağı üzere Vergi Usul Kanunu uyarınca yabancı paralar borsa rayici ile değerleneceği gibi, vadesi gelmemiş senede bağlı alacak ve borçlar, ilgi kanunun 281 ve 285. maddeleri uyarınca değerleme günü kıymetine irca edilebilir.
V. TÜRKİYE MUHASEBE STANDARTLARI AÇISINDAN KUR FARKI DEĞERLEMESİ
TMS’ nin 12 numaralı Kur Değişiminin Etkilerine İlişkin Türkiye Muhasebe Standartları hakkında tebliğe (TMS 21) göre; “Finansal tabloların hazırlanmasında, her işletme – ister bireysel raporlayan bir işletme olsun, ister yurtdışında işletmeleri olan bir işletme olsun (ana ortaklık gibi), isterse de yurtdışındaki işletme olsun (bağlı ortaklık ya da şube gibi) – geçerli para birimini 9-14 nolu paragraflara göre belirler. İşletme, yabancı para kalemleri kendi geçerli para birimine çevirir ve böyle bir çevrimin etkilerini 20-37 ve 50 nolu paragraflara uygun olarak raporlar.”
Standartın 9. paragrafı geçerli para birimini “Bir işletmenin faaliyette bulunduğu temel ekonomik çevre, genel olarak nakit yarattığı ve harcadığı çevredir. Bir işletme, geçerli para biriminin tesbitinde aşağıdaki faktörleri dikkate alır:
(a) Geçerli para birimi:
(i) Mal ve hizmetlerin satış fiyatlarını en çok etkileyen para birimidir (mal ve hizmetlerin satış fiyatlarının çoğunlukla bağlı olduğu ve gerçekleştiği para birimidir); ve
(ii) Rekabet unsurları ve yasal düzenlemeleriyle mal ve hizmetlerin satış fiyatlarını en çok etkileyen ülkenin para birimidir.
(b) Mal ve hizmetlere ilişkin işçilik, ham madde ve diğer maliyetleri en çok etkileyen para birimidir (sıklıkla, bu tür maliyetlerin oluştuğu ve ödendiği para birimidir).” şeklinde açıklamıştır.
Ayrıca standartın 20. paragrafı geçerli para biriminde değişiklik başlığı altında “Geçerli para birimindeki değişikliğin etkisi ileriye dönük olarak muhasebeleştirilir. Diğer bir deyişle, işletme tüm kalemleri yeni geçerli para birimine değişim tarihindeki döviz kurunu kullanarak çevirir. Çevrim sonrası oluşan tutarlar parasal olmayan kalemler için tarihi maliyet olarak dikkate alınır. Yurtdışındaki işletmenin çevriminden doğan ve daha önce 32 ve 39(c) nolu paragraflar uyarınca özkaynaklarda sınıflandırılan kur farkları, faaliyetin elden çıkarıldığı tarihe kadar kar ya da zarar olarak muhasebeleştirilmez.” açıklaması yapılmıştır.
TMS’ye göre yabancı para ile yapılan işlemlerde işlem günü ile ödeme veya tahsilatın yapıldığı gün arasında kur değişiklikleri varsa ortaya bir kur farkı çıkar. Bu kur farkı işlem günü ile ödeme veya tahsilatın aynı hesap döneminde veya bunların farklı dönemlerde olmasından kaynaklanır. Her iki durumda da ortaya çıkan kur farkı gelir veya gidere yansıtılır. İşlem meydana geldiği hesap döneminde sonuçlanıyor ise, tüm kur farkı o dönemde tahakkuk ettirilir. Ancak, işlem ile ilgili ödeme veya tahsilat işlemlerinin gerçekleştiği dönemler farklıysa, her bir dönemde oluşa kur farkı ilgili olduğu dönemde tahakkuk ettirilir.
TMS’de; vergilendirmede dönemsellik ilkesinin sonucu olarak ortaya çıkan kur farkı gelir veya giderlerinin ait oldukları dönemde kayıt altına alınması öngörülmüştür. Vergi kanunlarında, Muhasebe Uygulama Genel Tebliğlerinde, Tek Düzen Hesap Planında da benzeri düzenlemeler mevcuttur. Gelir tablosu düzenleme ilkelerine göre, gelir tablosundaki kalemlerin gayrisafi tutarlar üzerinden kayıtlara alınması ve kur farkı gelir ve giderleri dahil, gelir ve gider hesapları arasında mahsup işlemi yapılması esastır.
VI. KURUMLAR VERGİSİ VE GELİR VERGİSİ AÇISINDAN KUR FARKI DEĞERLEMESİ
217 nolu Gelir Vergisi Genel Tebliğine göre Geçici vergiye esas kazançların tespitinde, Vergi Usul Kanununun değerlemeye ilişkin hükümlerinin de dikkate alınması gerekmektedir.
4369 sayılı yasa ile 1999 yılından itibaren 3’er aylık dönemlerde geçici vergi uygulama zorunluluğu başlamıştır. Bu kanuna göre geçici vergi; “Gerçek usulde vergilendirilen gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin cari vergilendirme döneminin gelir ve kurumlar vergisine mahsuben üçer aylık kazançları üzerinden hesaplanarak ödenen bir peşin vergi uygulamasıdır.”
Döviz cinsinden izlenen hesaplar her üç aylık dönem sonunda (geçici vergi dönemlerinde) değerlenmelidir. Bu hesaplara; efektif kasa hesabı, yurt dışı alıcı ve satıcı hesapları, döviz cinsinden işlem gören banka mevduat hesapları, döviz cinsinden borç ve alacakların takip edildiği hesaplar ile dövizli kredi hesapları örnek verilebilir.
Bilindiği üzere geçici vergi dönemleri ile dönem sonunda değerleme yapılması zorunludur. Mükellefler de bu tarihlerde iktisadi kıymetlerini değerleme ölçüleri VUK’un 258. maddesinde bahsedilen iktisadi kıymet ne ise onunla değerleme yapmak zorundadır. Değerleme sonucunda matrah belirlenmekte ve buna bağlı olarak da geçici veya yıllık vergi matrahı oluşmaktadır.
Kur değerlemesi ile ilgili VUK’un 279. maddesinde “Hisse senetleri ile fon portföyünün en az yüzde 51’i Türkiye’de kurulmuş bulunan şirketlerin hisse senetlerinden oluşan yatırım fonu katılma belgeleri alış bedeliyle, bunlar dışında kalan her türlü menkul kıymet borsa rayici ile değerlenir. Borsa rayici yoksa veya borsa rayicinin muvazaalı bir şekilde oluştuğu anlaşılırsa değerlemeye esas bedel, menkul kıymetin alış bedeline vadesinde elde edilecek gelirin (kur farkları dahil) iktisap tarihinden değerleme gününe kadar geçen süreye isabet eden kısmının eklenmesi suretiyle (kıst getiri) hesaplanır. Ancak, borsa rayici bulunmayan, getirisi ihraç edenin kar ve zararına bağlı olarak doğan ve değerleme günü itibariyle hesaplanması mümkün olmayan menkul kıymetler, alış bedeli ile değerlenir.” açıklaması yapılmıştır.
Yapılan açıklamalardan da görüleceği üzere, gerçek usulde vergilendirilen Gelir ve Kurumlar vergisi mükellefleri her üç aylık dönemlerde VUK’un değerleme hükümlerine göre değerleme yapmak ve buna göre gelir tablosu ve bilanço çıkarmak zorundadır.
VII. SONUÇ
Bir şirketin iflas etmesi demek; alacaklarını tahsil edememesi, borçlarını ödeyememesi demek olup, teknik olarak iflas etmek ise; sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının en az yarısının karşılıksız kalması veya sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının en az üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kalması halleridir. Yani şirket bilançosunda yer alan sermayesine oranla daha düşük kapasitede çalışarak faaliyetine devam ediyor, tahsilatlarını yapıyor, ödemelerini yapıyorken; bilanço ve gelir tablosunda zarar sebebiyle, öz kaynaklarının azalması sebebiyle sermayenin karşılıksız kalması halinde banka ve diğer kurumlarca şirketin borca batık olduğu öne sürülerek kredi verilmemesi, bankanın alacaklarının tahsili yoluna gitmesi, böylece şirketin Türk Ticaret Kanunun hükümlerine göre iflas ettiğinin resmiyet kazanması halidir.
Özellikle Temmuz ve Ağustos aylarında artan döviz kurları sebebiyle şirketlerin döviz borcundan kaynaklı kur farkı giderleri artmış bulunmaktadır. Kur farkı giderlerinin yüksekliği nedeniyle bilançoda sermaye kaybına veya borca batık duruma neden olunmaması için, 15.09.2018 tarihinde yayınlanan tebliğin geçici 1. maddesi ile “01.01.2023 tarihine kadar, kanunun 376. maddesi kapsamında sermaye kaybı veya borca batık olma durumuna ilişkin yapılan hesaplamalarda, henüz ifa edilmemiş yabancı para cinsi yükümlülüklerden doğan kur farkı zararları dikkate alınmayabilir” hükmü dikkate alınarak şirketlerin 2023 yılına kadar döviz kur farklarından kaynaklı sermaye kaybı ve borca batık duruma düşmelerinin önüne geçilmesi gerekmektedir.